İşimizde mutlu olmanın sırrı ne?

İşimizi yaparken bizi en çok mutlu eden, başarılı hissettiren ya da anlamlı bir şeyin parçası olduğumuzu düşündüren etkenler neler?

Bu kavramlar kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Daha basit söyleyecek olursam, anne babalarımızın dile getirdiği “severek yaptığın bir işin olsun da gerisi olur” dileğinin içini neler dolduruyor?

Beklentiler değiştikçe farklı yanıtlar mümkün olsa da aklın yolu bir dedirten birkaç önerme üzerinden bu zor soruyu yanıtlayacağım.

Mutlu Olma Sanatı

Düşünür Bertrand Russell kişinin yaptığı işten gönül hoşnutluğu duymasının yolunu şöyle açıklıyor:

“sonsuz ilerleme olanağı bulunması koşuluyla ustalık isteyen bütün işler zevk verici”dir.

Dolayısıyla becerilerini geliştirmeye devam ederek, karşısına çıkan zorlukların üstesinden gelebilen marangoz, atlet, pastacı ya da mühendisin işinden pek ala tatmin olması mümkün gözüküyor. Hatta Russell bu hoşnutluğu bir adım ileriye taşıyarak diyor ki:

“hiç durmadan bir başarıdan diğerine götüren uğraşılar en çok hoşa gidenlerdir”

Akış Teorisi

Bu noktada Russel’ın önermesini destekleyen “Akış Teorisi” aklıma geliyor. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi akışta olmayı başka bir şey ile ilgilenmeyecek kadar konsantre olduğumuz aktiviteden duyduğumuz üretken, yaratıcı ve mutlu olma hali diye tanımlıyor. Akışta olmayı sağlayan en önemli faktör ise kişinin yaptığı aktiviteyle ilgili algıladığı zorluk ve kendi becerileri arasında bir denge/uyum olması diyebiliriz. Yani becerimize göre kolay bulduğumuz aktiviteyi sıkıcı görürken, becerimize göre zor bulduğumuz aktiviteyi endişe verici görüyoruz. Beceri ve zorluk algısının dengeli ve uyumlu olarak gelişmesi akışta kalmamızı ve zevk almamızı sağlıyor.

Russell ayrıca kişinin işiyle uzlaşarak kendine saygı duyabileceğini ve gerçek mutluluğu yakalayacağını belirtiyor. Tersi söz konusu olduğunda yüksek ücretten bile vazgeçerek, kişinin daha mutlu olacağı mesleği yapması gerektiğini hatırlatıyor. Öyleyse işimizle uzlaşmaktan ne anlamalıyız? Birkaç örnek vermek istiyorum. Sigara içmeyen birinin sigara şirketinde, vejetaryen birinin entegre et tesisinde, bir çevre gönüllüsünün petrol şirketinde çalıştığını düşünün. Her ne kadar becerisini kullanıp kendini geliştirme imkânı bulsa da bu kişilerin özünde hoşnut olmayacağı açık. Verdiğim örnekler aşırı bulunabilir. Yine de kimliklerin giderek önem kazandığı ve karmaşıklaştığı günümüz dünyasında değerlerimizin şirketimizin veya yöneticilerimizin değerleri ile bağdaşmayacağı örnekleri çoğaltmak mümkün. Russell’ın “böyle bir işe girenleri kınayamam, çünkü işsizlik yüzünden aç kalmak çok ciddi bir durumdur” dediğini belirteyim. Günümüzün zor ekonomik koşullarında böyle bir seçim yapabilmeyi keyfi bulabilirsiniz, peki siz değerlerinizde ne kadar esneyerek işinizden hala hoşnut kalabiliyorsunuz?

Neden İle Başla

Diğer yandan “şirketin değerleri” kavramı pek bir şey ifade etmemiş olabilir. Çünkü önce şirketin değerlerini anlamaya ve kendimizle anlamlı bir bağ kurarak inanmaya ihtiyacımız var. Liderlik uzmanı olan Simon Sinek “Neden ile Başla” önermesinde tam olarak bunu anlatıyor. Başarılı liderlerin “neyi” yaptığını değil “neden” yaptığını açıklamasının insanlarda anlam, inanç ve peşinden gitme isteği uyandırdığını belirtiyor. Öyleyse işimizle uzlaşmak için büyük resmi anlayarak kendi değerlerimizle arasında güçlü bir bağ kurmaya ihtiyacımız var.

Yazımın başında aklın yolu bir demiştim. Kısaca bahsettiğim kavramların arkasında yüzlerce sayfalık analizler olsa da üç farklı döneme ait söylemlerden ortak bir anlam oluşturmak mümkün. Tüm bu yorumların ışığında başlangıçta sorduğum zor soruya yanıt vermek istiyorum.

İşimi yaparken ne zaman hoşnutluk duyuyorum?

Becerilerimi kullanmaya ve geliştirmeye devam ederken, büyük resimde değer yarattığımı gördüğümde işimden hoşnutluk duyuyorum.

Russell 1930’da sonsuz ilerleme olanağı bulunan ve ustalık isteyen her işin zevkli olduğunu söylerken günümüz rekabetçi dünyasında insanların devamlı kendini geliştirme baskısı duyacağını muhtemelen öngörmemişti. Ya da Csikszentmihalyi 1990’da Akış Teorisi’ni tanımlarken insanların sürekli akışta kalma hissine bağımlılık geliştirip diğer zamanlarda tatminsizlik duyacağını öngörmemişti. Eleştirel düşünceler başka bir yazının konusu olsa da haklılık paylarını günümüzde hala koruyorlar.

Siz yazımı okurken neler düşündünüz, aynı soruya yanıtınız nasıl olurdu? Benimle paylaşmak isterseniz mutlu olurum!

Akış Teorisi, Neden ile Başla ve Mutlu Olma Sanatı kitabı ile ilgili daha çok bilgi sahibi olmak isterseniz aşağıda referansları paylaşıyorum.

Referanslar

Russell, B. (2019) Mutlu Olma Sanatı. Yunus Sağlamtürk (Çev.). İstanbul: Say.

being curious and looking beyond